23 Ocak 2011 Pazar

Ve...


Sen Geldin,
Ben,Sevindim.
Sen kaçtın,
Ben,Koştum.
Sen durdun,
Ben,bekledim.
Sen güldün,
Ben,Ağladım.

Ve şimdi...

Sen Geldin,
Ben gittim...

Bir Erkeğin Ağlaması

''Ağlamak güzeldir,süzülürken yaşlar gözünden sakın utanma...''

Bugün oturmuş evimde koltuğumda film keyfi yapmak varken kadın-erkek ilişkilerine kafayı takmış durumdayım. Biz bayanlar çok dertliyizdir değil mi?

Yanlış, bence erkeklerde bizim kadar dertliler. Çevremde nedenini çözemediğim şekilde bayandan çok erkek arkadaşım var. Sanırım erkelerle daha iyi iletişim kurabiliyorum. Bilmem bunu onlara sormak lazım… Ama ağladıklarına çokça şahit oldum. Ve inanın onlar bizim değil. Bir erkeğin ağlaması kadar beni derinden yaralayan çok az şey vardır şu hayatta. Ve bu dünya âşık olunabilecek en ideal erkek gözyaşlarını saklamayan erkektir.

Çünkü eskilerden beri atalarımız hep erkeğe güçlü olmak rolünü yüklemiştir. Erkek güçlüdür, dayanıklıdır ve duygularını belli etmez. Neden? Bu dünya da hislerini göstermek kadar güzel başka bir şey olabilir mi? Ha derseniz ki sen gösteriyor musun? En azından çaba harcıyorum.
Bu nedenledir ki ağlayan bir erkeğe asla sırtınızı dönmeyin. Çünkü gözyaşları gerçektir. Onlar ne kadar kötü karakterli olursa olsunlar asla sahte gözyaşı dökemezler, bunu beceremezler bile. Eğer bir erkek ağlayabiliyorsa duygularını gizlemiyordur.

Ve işte kadınların asıl hayallerinde kurdukları doğru erkek duygularını gizlemeyen erkektir. Ağlamaktan çekinmeyen erkek, âşık olduğunu belli etmekten de asla çekinmez. Ve biz bayanlar bana göre bazen çuvaldızı kendimize batırmamız gerektiğine de inanıyorum. Çünkü bir kadına en büyük kötülüğü yine bir kadın yapar.

Siz siz olun bayanlar, kendinize ağlayabilen bir sevgili bulun…

18 Ocak 2011 Salı

Kutsal Yalanlar

‘’Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma âşık
  Olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine’’


Seneler Geçti...

Sokağın başında görüp ''Bu kız sevgilim olmalı'' dediğin günün üstünden hem de... Sadece km. uzağımda olmana rağmen artık geçen seneler kadar mesafe var aramızda. Bilirsin hep bu aylar hüzünlü yapar beni. İstemişimdir başkaları gibi sayfalar dolusu süslü kelimelerle ağıtlar yakayım sana. Ama sadece yazıyorum ben. Hem de içimde hala delip geçen özlemini ifade edecek kelimeler bulamayarak, Hani derler ya nutku tutulur insanın. İşte benimki de o hesap...

Ve ben hala yağmurlu havaları sevmiyorum. Senin hala sokağımın başında ki o kaldırım taşında oturduğundan korkarak. Hala kıyamam ki ben sana... Duruyor mu acaba adımın baş harfi kolunda? Giderken hiç bir parça alamadım senden anılarım dışında. Aslında ben de gitmedim ki senden. Sökülüp alındım. Ama biliyor musun hala saklıdır annenin o çok üşüyen ayaklarım için ördüğü çetikler.

Geçmişi istersen kapatabilirsin derler, bir yere kadar doğru ama nereye? Ben mecburi gidişimde kapattığım o defteri bazen anıları tazelemek için aralıyorum. Bak dışarıdan yine bizim en sevdiğimiz hava. Soğuk havaları senin sayende daha çok severim derdin bana, senin sıcaklığınla ısınabilmek için diye. Bazen acaba derim gizlice izlesem mi seni yine bulup. Ne hastalıklı bir düşünce değil mi :) Ne yapayım ben sevgide bencilimdir. İstemem kimse benden çok sevmesin sevdiğimi, Kıskanırım ama atarım içime belli etmem kimseye... Benden sonra hayatında ne değişti? Ben her şeyi senden öğrenmiştim. Bir insan nasıl tutku ile sevilebilir. Şimdi başkalarına da öğretiyor musun? Biliyor musun artık kıskanmıyorum seni nedense? Yine başkaları ile o deli dolu kavgaları yapıyorsundur eminim.

Bana en son ''Âşık Ol'' demiştin. Ben hala umutluyum, biri çıkacak ve ben onu çok seveceğim. İnsanın içinde taşıp çoğalan sevgiyi zapt etmesi ne kadar zordur bilemezsin. Ama ben o senin tabirinle Kutsal Yalanlara artık inanmıyorum. Ve de ''Seni Seviyorum'' kelimesinin insanların anlayabildiğine. Bu yüzden kimseye söylemiyorum ben ve hala ''Seviyorum Seni''der geçerim. Şimdi sorar insanlar aradaki fark ne diye? İkisinin temelde yatan ifadesini fark edemezseniz zaten devam etmeyin yazıma...

Artık sana yazdığım yazıları paylaşıyorum insanlarla. Neden mi? Belki sende anlamını yitiriyorsun bende. Ama olmaz, şimdi değil, daha değil. Ne hayatımda hayatımı varlığını adayabileceğim, ne de ömrümü ve gönlümü verebileceğim ‘’O’’ var hayatımda… Yanlış anlama, kapım kapalı değil. Sadece zaman meselesi. Çünkü ben artık aşık olmayı istiyorum. Ve eskisi gibi korkak da değilim. Artık büyüdüm. Dünya’yı alabilirim karşıma gözümü kırpmadan. Ve ben artık aşka âşık insanım. Ama yinede boş ver her zaman yaptığın gibi.

Şimdilik Hoşça kal sevgili, ama sana daha veda etme zamanım gelmedi, ya da çok yakındır veda vakti. Bu aralar âşık olacağımı hissediyorum Sanırım vakit geldi.Sen ise devam et eskiden olduğu gibi...

18.01.2011

5 Ocak 2011 Çarşamba

Akrep Ve Yelkovan

Aşkın sonbaharındayız bilirsin ya bu mevsimi,göstermelik hüzünlerdedir insanlar ve kasetleri piyasaya çıkar tüm seviyesiz aşkların...kafamda bir uğultu ki sorma...beklide yakındır delirmem ne dersin...?
 
Yollar parke taşlarla kaplı,ortadan minicik bir su akıntısı geçiyor.Kenara takılarak bir sigara izmariti inmekte aşağı.acaba kimin ağzından düştü...?işte bir yaprak daha,tamda şimdi suya düşüverdi.hoş her yer su ya...Ne yaprağı bu çınara benziyor? Nasılda kurumuş,şu yağan yağmurlar bile yaşatamamış onu.Ne kadar duyarsız,yok yok daha yeteneksiz bu sonbahar yağmurları,bu güzel yaprakları dallarından koparmamak için daha çok yağsalar ya...Hem o zaman seninle daha çok ıslanırız sokaklarda.bu soğuyu sıcağımızla yok etmek için daha çok sokuluruz birbirimize...Yaprağın önüne bir naylon torba çıktı,gidemiyor yaprak.Gidip alayım mı? torbayı,hem çevreyede zararlı.Ama boşver sensiz ıslanmak nankörlük olur şimdi bu yağmurda.Yoksa sen dışardamısın? Değilsindir bilirim.Hem sen hep kendini güvende hissetmeyi seversin.Sıcak bir yuva,zengin bir sofra,kabarık bir cüzdan ve güvenli bir iş.Söylesene biz bu kadar zıtken nasıl birbirimiz içiniz?Sen benim yerimde olsan önündeki dosyayı yalayıp yutmuştun yarına hazır olabilmek için...oysa ben onu yalnız şu kağıdın altına destek olsun diye kullanıyorum.

 Az önce saate baktım.Baktım ki tam akraple yelkovan üstüste.Ve anımsadım kidün tam o anda saate bakmış ve beni düşündüğünü düşünüp pilini çıkarmıştım saatin.Niye her yerden seni silmeye çalışırken seni yazmamış kazımış olduğumu hissediyorum? Bu saatte seni silmek için zımpara bulmakta imkansız.Vazgeçemiyorum...
 gökyüzüm bulutlu yine bu gece...naylon poşette,yaprakta,sigara izmarittide akıp gitmiş.İçimde bir sıkıntı neler olduğunuz kavrayamıyorum.Tanrım ne olur bu günlerim geçici olsun.Lafa bak! Geçici olmayan günmü vardır ki? Elbette bu günler dün olur ve bugünler dünlerin yarınlarıdır...
 O küçük su akıntısına yeni bir şey düştü.Bir gül...Birileri Orhan Veli'den esinlenip düşürmüş olmalı...Neyse işimde başarılı olmak için değil,hüznümü dağıtmak için açıyorum dosyamın kapağını.Gerçi bu akşam çok şeyler yazabilirim ama bırak kalsın,her şey tadında kalsın...
 Demin uyuyordun,uyandınmı? Ya şimdi ne yapıyorsun?Yine saate baktım.Kahretsin! hep unutuyorum pilini çıkardığımı ve bir anlık ümidim düne gömülüyor.Ne kadar da korkağım,hemen takacağım pili,akrep ve yelkovanı tekrar üstüste yakalayabilmek için yarınlarda...

 Yağmur dindi,su akıntısı yavaşladıirüzgarsa hala deli gibi.Merak etme,ben ne dindim ne yavaşladım,hala o deli rüzgar gibi esiyorum geceye...Aşkım hoşçakal olmaz mı?
                                           
                                           23 TEMMUZ 2009 saati hala bilmiyorum....

Aşk Sen mi geldin, Ben Duymadım?

Fark ettiniz mi uzun otobüs yolculukları hayatımızdan zaman çalmak dışında bazen ne kadar da çok şey katar yaşantımıza? Bazılarımız kitaplar diyarında gezinir, uzun sayfaların çabucak akarak geçtiği saatlerde. Bazılarımız altında destek olarak okul defterini kullanır kitaptaki zor soruları çözerek hayatına daha iyi bir yön çizmek için katılmak zorunda olduğu o sınav için çalışırken.

Bense ‘’O’’nu orda tanımıştım. Hani vardır ya iki durak arası yaşanan kısa göz temasları. Onlardan biri gibiydin başta benim için. Ne kadar hoş adam demiştim içimden, sonra şaşırtmıştın beni. Bindiğinde ineceğini söylediğin durağı geçmiştik ve sen gelip yanıma oturmuş uzun yolcuğunun ne kadar sıkıcı olduğunu anlatmaya başlamıştın. İşte o zaman anlamıştım aslında hayatımın tam ortasına gelip yerleştiğini. Uzun süre sessiz kalışıma bir direnç göstermiş yılmamıştın benim çekinerek senden kaçma çabalarıma.
Şimdi dönüp geriye baktığımda hala kararsızlık dolaşır aklımın en uç köşelerinde. Düşünürüm çünkü bana verilen değerli bir armağan mıydın yoksa keşke listesinin en üst sıralarına tereddütsüz eklemeli miydim adını? O yüzden hala kafamda dolanır beni uyutmayan o soru.
Aşk Sen mi geldin, Ben Duymadım? Ya da kapıyı kaç kere çaldın da ben kaçırdım?
Şimdi bile bu yazıyı yazarken ve seni tanımanın üstünden koskoca 6 sene geçmesine rağmen hala içimde hafif sızı vardır. Şehir içi olan fakat şehirlerarası yolcuklar gibi gelen körüklüde geçen uzun zamanlarda. Kulağımda kulaklık her zaman yaptığım gibi bu sefer gözümü kapatıp başımı dayamıyorum koltuğa, Bu sefer dinlediğim şarkılar eşliğinde hayal kurmuyorum. Hayal değil mi? Ben istediğim sürece onlar orda var olacaklar. Kucağımda bu defter parçası sana soz kez yazabilmek için koydum şimdilik onları bir kenara.
Eminim artık her seslenişin aslında bir başka âşıkların aşk yeminiydi. Hiç bir zaman bulamadık bize özel bir kelime. Belki de bu yüzdendi tüm hırçınlığımız. Biz aslında ‘’Biz’’olmayı başaramadık.
Sana yazdığım şiirlerde hep ne derdim sana?

Adın aklımın yasak şehrinde hatalı solama yapıyor sevgili ve sen yokken ben iliklerimde göçebe yalnızlıklar yetiştiriyorum. Şimdi ise ismin inatla kırmızı ışık ihlali yapmakta yüreğimin en olmadık yerlerinde.
Ne kadar güzel Enstantane oldu kulağımda ki şarkı ile. Boşuna dememiş Hümeyra.

‘’Çok seneler geçti dönen yok seferinden’’

Şimdi ise sadece Hoşça kal sevgili…