5 Ocak 2011 Çarşamba

Akrep Ve Yelkovan

Aşkın sonbaharındayız bilirsin ya bu mevsimi,göstermelik hüzünlerdedir insanlar ve kasetleri piyasaya çıkar tüm seviyesiz aşkların...kafamda bir uğultu ki sorma...beklide yakındır delirmem ne dersin...?
 
Yollar parke taşlarla kaplı,ortadan minicik bir su akıntısı geçiyor.Kenara takılarak bir sigara izmariti inmekte aşağı.acaba kimin ağzından düştü...?işte bir yaprak daha,tamda şimdi suya düşüverdi.hoş her yer su ya...Ne yaprağı bu çınara benziyor? Nasılda kurumuş,şu yağan yağmurlar bile yaşatamamış onu.Ne kadar duyarsız,yok yok daha yeteneksiz bu sonbahar yağmurları,bu güzel yaprakları dallarından koparmamak için daha çok yağsalar ya...Hem o zaman seninle daha çok ıslanırız sokaklarda.bu soğuyu sıcağımızla yok etmek için daha çok sokuluruz birbirimize...Yaprağın önüne bir naylon torba çıktı,gidemiyor yaprak.Gidip alayım mı? torbayı,hem çevreyede zararlı.Ama boşver sensiz ıslanmak nankörlük olur şimdi bu yağmurda.Yoksa sen dışardamısın? Değilsindir bilirim.Hem sen hep kendini güvende hissetmeyi seversin.Sıcak bir yuva,zengin bir sofra,kabarık bir cüzdan ve güvenli bir iş.Söylesene biz bu kadar zıtken nasıl birbirimiz içiniz?Sen benim yerimde olsan önündeki dosyayı yalayıp yutmuştun yarına hazır olabilmek için...oysa ben onu yalnız şu kağıdın altına destek olsun diye kullanıyorum.

 Az önce saate baktım.Baktım ki tam akraple yelkovan üstüste.Ve anımsadım kidün tam o anda saate bakmış ve beni düşündüğünü düşünüp pilini çıkarmıştım saatin.Niye her yerden seni silmeye çalışırken seni yazmamış kazımış olduğumu hissediyorum? Bu saatte seni silmek için zımpara bulmakta imkansız.Vazgeçemiyorum...
 gökyüzüm bulutlu yine bu gece...naylon poşette,yaprakta,sigara izmarittide akıp gitmiş.İçimde bir sıkıntı neler olduğunuz kavrayamıyorum.Tanrım ne olur bu günlerim geçici olsun.Lafa bak! Geçici olmayan günmü vardır ki? Elbette bu günler dün olur ve bugünler dünlerin yarınlarıdır...
 O küçük su akıntısına yeni bir şey düştü.Bir gül...Birileri Orhan Veli'den esinlenip düşürmüş olmalı...Neyse işimde başarılı olmak için değil,hüznümü dağıtmak için açıyorum dosyamın kapağını.Gerçi bu akşam çok şeyler yazabilirim ama bırak kalsın,her şey tadında kalsın...
 Demin uyuyordun,uyandınmı? Ya şimdi ne yapıyorsun?Yine saate baktım.Kahretsin! hep unutuyorum pilini çıkardığımı ve bir anlık ümidim düne gömülüyor.Ne kadar da korkağım,hemen takacağım pili,akrep ve yelkovanı tekrar üstüste yakalayabilmek için yarınlarda...

 Yağmur dindi,su akıntısı yavaşladıirüzgarsa hala deli gibi.Merak etme,ben ne dindim ne yavaşladım,hala o deli rüzgar gibi esiyorum geceye...Aşkım hoşçakal olmaz mı?
                                           
                                           23 TEMMUZ 2009 saati hala bilmiyorum....

Aşk Sen mi geldin, Ben Duymadım?

Fark ettiniz mi uzun otobüs yolculukları hayatımızdan zaman çalmak dışında bazen ne kadar da çok şey katar yaşantımıza? Bazılarımız kitaplar diyarında gezinir, uzun sayfaların çabucak akarak geçtiği saatlerde. Bazılarımız altında destek olarak okul defterini kullanır kitaptaki zor soruları çözerek hayatına daha iyi bir yön çizmek için katılmak zorunda olduğu o sınav için çalışırken.

Bense ‘’O’’nu orda tanımıştım. Hani vardır ya iki durak arası yaşanan kısa göz temasları. Onlardan biri gibiydin başta benim için. Ne kadar hoş adam demiştim içimden, sonra şaşırtmıştın beni. Bindiğinde ineceğini söylediğin durağı geçmiştik ve sen gelip yanıma oturmuş uzun yolcuğunun ne kadar sıkıcı olduğunu anlatmaya başlamıştın. İşte o zaman anlamıştım aslında hayatımın tam ortasına gelip yerleştiğini. Uzun süre sessiz kalışıma bir direnç göstermiş yılmamıştın benim çekinerek senden kaçma çabalarıma.
Şimdi dönüp geriye baktığımda hala kararsızlık dolaşır aklımın en uç köşelerinde. Düşünürüm çünkü bana verilen değerli bir armağan mıydın yoksa keşke listesinin en üst sıralarına tereddütsüz eklemeli miydim adını? O yüzden hala kafamda dolanır beni uyutmayan o soru.
Aşk Sen mi geldin, Ben Duymadım? Ya da kapıyı kaç kere çaldın da ben kaçırdım?
Şimdi bile bu yazıyı yazarken ve seni tanımanın üstünden koskoca 6 sene geçmesine rağmen hala içimde hafif sızı vardır. Şehir içi olan fakat şehirlerarası yolcuklar gibi gelen körüklüde geçen uzun zamanlarda. Kulağımda kulaklık her zaman yaptığım gibi bu sefer gözümü kapatıp başımı dayamıyorum koltuğa, Bu sefer dinlediğim şarkılar eşliğinde hayal kurmuyorum. Hayal değil mi? Ben istediğim sürece onlar orda var olacaklar. Kucağımda bu defter parçası sana soz kez yazabilmek için koydum şimdilik onları bir kenara.
Eminim artık her seslenişin aslında bir başka âşıkların aşk yeminiydi. Hiç bir zaman bulamadık bize özel bir kelime. Belki de bu yüzdendi tüm hırçınlığımız. Biz aslında ‘’Biz’’olmayı başaramadık.
Sana yazdığım şiirlerde hep ne derdim sana?

Adın aklımın yasak şehrinde hatalı solama yapıyor sevgili ve sen yokken ben iliklerimde göçebe yalnızlıklar yetiştiriyorum. Şimdi ise ismin inatla kırmızı ışık ihlali yapmakta yüreğimin en olmadık yerlerinde.
Ne kadar güzel Enstantane oldu kulağımda ki şarkı ile. Boşuna dememiş Hümeyra.

‘’Çok seneler geçti dönen yok seferinden’’

Şimdi ise sadece Hoşça kal sevgili…